+90 324 328 3433    +90 530 695 1111
Sosyal Medya Hesaplarımız

MERSİN İMECE – 16 Ocak 2013

12 Ocak 2018
1 kez görüntülendi
MERSİN İMECE – 16 Ocak 2013

ERKEN FARKINDALIK, OTİZMDE ŞART!

SÖYLEŞİ; BEDİR SOLMAZ – 15 Ocak 2013 Salı 18:18

Çağın gereği olan kentleşme, çevre sorunları, trafik, insan ilişkilerinde çeşitlenme, yaygın sağlık sorunları gibi olumsuzlukları da beraberinde getirdi. Yetişkinlerin güçte olsa göğüsleyebildikleri sıkıntılar, gerekli donanımdan yoksun çocukların sağlığına tehdit olarak yansırken yakınlarının da yaşam kalitesini düşüren bir etkene dönüşebiliyor

Yaygınlaşmasına paralel toplumda giderek kanayan bir yaraya dönüşen ailelerin korkulu rüyası çağın hastalığı olarak tanımlanan otizme toplum olarak bir anlamda hazırlıksız yakalanmış bulunuyoruz.

Aileler başlangıçta hastalığı kabullenmemeleri dikkat çekerken, kabullenmenin ardından başlayan tedavi sürecinde raporlandırma, eğitim kurumu temininde güçlük, dışlanma gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

Devlet destekli eğitim süresinin Rehberlik Araştırma Merkezi’nce verilen raporlarla saptanması, aileleri ekonomik yönden zorlarken, hastalıkların seyir, çocukların gelişim sürecini de olumsuz yönde etkiliyor.

Toplumda içe kapanma olarak da algılanan otizm, çocuğun kendini ifade edememe, uyumsuzluk, dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi özelliklerle kendini gösterirken, yükü göğüsleyemeyen ailelerinin bütünlüğünü tehdide kadar uzanan sorunlara dönüşebiliyor.

İmece Kent Söyleşilerinin bugünkü konuğu, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Başkanı Prof. Dr. Fevziye Toros,

Prof. Dr. Toros’la otizm, hiperaktivite ve davranış bozukluklarının aile ile topluma yansıyan yönleri üzerine konuştuk.

Otizmde erken tanı ve eğitimin çok önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Toros, hastalığın çocuklar kadar aileleri de derinden etkilediğini söyledi.

Çocuk gelişiminin dikkatli izlenmesinin önemine değinen Toros, rapora dayalı devletçe karşılanan haftalık iki saat ders süresinin yeterli olmadığına dikkat çekti.

-Sayın Toros, çocukları bir anlamda yaşamın normal akışının dışına itip özelleştiren, kimi çevrelerin adlandıramadığı, ailelerin kabullenmekte güçlük çektiği sorun hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

-Fevziye Toros: Farklılığı tanımlayabilmemiz için önce çocuktaki normal akışa bakmak gerekir, yani erken farkındalık şart.

Çocuklar normalde doğumdan sonra göz teması kurar, sesleri ayırt eder, 6 haftada gülümseyip sese yanıt verir, 4 ayda kahkaha atabilir.

6-8 ayda objeleri tutar ve inceler, tükürük püskürtür, harf söyler, baba, dede der.

10-12 ayda istediğini işaret eder, 2-3 kelime söyler.

18-22 ayda basit emirleri yerine getirir, daha anlamlı konuşur, vücut kısımlarını gösterir, taklit eder, tek başına oynar.

2 yaşında sosyalleşerek cümlecikler kurar.

3 yaşında artık sosyaldir, küçük dilbilgisi hataları ile akıllıca konuşur.

Çocuğumuz küçük farklılar olmakla birlikte bu çerçevenin dışındaysa dikkat etmemiz gerekir.

-Hastalığın saptanmış belirgin bir etkeni var mı?

-F.T: Otizmin saptanmış başlı başına bir etkeni yoktur. Ailesel, genetik, çevresel vb. etkenlerin rol oynadığı hastalık hala bazı bilinmezliklerini koruyor.

– Normalin dışında farklılık gözlenen çocuklarda ne gibi sorunlarla karşılaşılıyor?

-F.T: Otistik bozukluk, rett bozukluğu, çocukluğun dezintegratif bozukluğu, Asperger bozukluğu, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluklardır (Atipik Otizm)

Anılan bozukluklar çocukları dil gelişimi, bilişsel gelişim, sosyal gelişim yönlerinden etkiler.

Konuşma olmaz ya da gecikmiştir, zamirleri ters çevirme olabilir ( ben yerine o demek gibi), melodik konuşma, soru sorar tarzda konuşma, kendi kendine konuşma, cümleleri konuşma, taklit konuşma, erken ekolali-soruyu tekrar etme, gecikmiş ekolali, monoton ya da gürültülü konuşma gibi.

Zekâları değişken, %21-30’u 70 üzerinde zekâ düzeyine sahiptirler.
Sosyal gelişimde sapma, gülümsemenin gecikmesi ya da yokluğu, taklitte yetersizlik, göz göze gelememe, arkadaşlık kuramama, oyun oynamama, dokunulmaktan hoşlanmama, görmüyormuş gibi bakma, başkalarının duygularına karşı empati yapamama, uygunsuz etkileşim,

Donuk, cezaya ve ödüle cevapsız, Huzursuz, huysuz, Sebepsiz ağlayıp, gülen
Dikkati dağınık, zaman zaman olağandışı yoğun dikkatlidirler.

-Peki, otistiklerde başlangıçta görülen dikkat çekici davranışlar nelerdir?

-F.T: Hipotoni, yürümede geçikme, parmak ucunda yürüme, motor beceriksizlik, salya akması, taklit yapamama, dyspraxia, stereotipik hareketler, el çırpmalar, dönme hareketi, sese aşırı tepki veya tepkisizlik.

– Anladığım kadarıyla bilinmezlikleri nedeniyle önleyici tedbirler geliştirilemediği için mevcutların tedavisinin esas alınması gerekiyor. Tedavi de uzun bir süreç istiyor, bu konuda neler yapılabilir?

F.T: Öncelikle ailelerin bilinçlenip inisiyatif almaları gerekir. Vurguladığınız gibi tedavi uzun bir süreç istiyor. Aileler hastalığı gecikmeden kabullenip eğitimsel ağırlıklı tedavi yolunu gerekli kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde kat etmelidirler. Aile bütünlüğü, ilgi ve sabır isteyen zor bir hastalık, birçok aile göğüslemekte güçlük çekiyor. Biz olayın akademik yönüyle ilgili olsak da, ailelerin yükünün hafifletilmesi adına bazı idari düzenlemelere gidilmesinin gerektiğini vurgulamak durumundayım.

-Aileler, raporlandırmanın sıkıntısı, rapora dayalı eğitim süresinin yetersizliği, toplumdaki anlayışsızlıktan yakınıyorlar; öyle ki anılan özellikleri taşıyan çocukların okullarda dışlanması gibi olaylar gündeme geliyor, söz konusu sıkıntılar aşılamaz mı?

-F.T: Haklısınız, benzeri yakınmalarla sıkı sık karşılaşıyoruz. Az önce değindiğim idari düzenleme ihtiyacı bu konulara dönük, tedavi süreçlerinde geçmişte akademik ve tıbbi kurulların verdiği raporlar belirleyici oluyordu. Şimdi eğitim süreleri Rehberlik Araştırma Merkezi’nce saptanıyor. Bildiğim kadarıyla otizm, hiperaktivite ve davranış bozukluğu tedavisi görenlere devlet özel eğitim kuruluşlarından yararlanmaları için haftada iki saat ders ücreti ödüyor; sağlıklı çocuklara haftada 5 gün eğitim verildiği gerçeği karşısında bazı farklılığı bulunan çocuklara iki saat özel eğitim elbette yeterli değil, süre olabildiğince artırılmalıdır. Ne yazı ki bu özel çocuklarımızın durumunu toplumun yeterince içselleştirdiğini söyleyemeyiz. Gerek günlük yaşamda gerekse okullarda dışlanmışlık yaşayabiliyorlar. Bütün yük ailelerin omuzlarında. Engelli çocuğa sahip anne-babaların ve engelli kardeşe sahip olan çocukların daha çok stres altında olduğu unutulmamalı, gereken danışmanlık ve destek uzmanlarca sağlanmalıdır.

-Geçtiğimiz günlerde Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda sizin de katıldığınız bir panel düzenlendi. Gördüğüm kadarıyla katılım bir hayli düşüktü, böylesi yakıcı bir soruna yönelik duyarsızlık neden kaynaklanıyor?

-F.T: Davet ve duyuru boyutunun dışında olduğum panelde ben de bir sunum yaptım. Haklısınız katılım azdı. Toplum olarak sorunu yeterince içselleştirmediğimizin biraz önce altını çizmiştim. Sorun tam olarak çözülemese de olumsuz yansımalarının azaltılması için eğitim yoluyla toplumsal duyarlılığın artırılması gerekir. Aileler kendi aralarında örgütlenebilir. Çağın hastalığı olarak anılan bu soruna dönük eğitim kurumları ve yetişmiş personel sayısı artırılabilir.

-Son olarak benim atladığım, sizin eklemek istediğiniz başka bir konu var mı?

-F.T: Bu özel çocuklarımızın sorunu toplumsal bir yara, üzerinde ne kadar konuşsak sonuca ulaşamayız, ancak toplumsal duyarlılıklarımızı artırma yoluyla ailelerin yükünü azaltırken çocuklarımızın yaşamını kolaylaştırabiliriz.

-Söyleşi teklifimizi kabul ederek bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim.

-F.T: Sağ olun, verimli olabildiysem ne mutlu, geldiğiniz için asıl ben size teşekkür ederim.

HABERİN LİNKİ: http://www.gazeteimece.com/saglik/erken-farkindalikotizmde-sart.htm